18.09.2012

blog öyküleri ~ basit bir yaşam


Bilen bilir, Yolculuk dergisinde her ay Blog Arkası adında bir köşe hazırlıyorum. Blog yazarlarıyla yaptığım küçük söyleşilerden oluşuyor bu köşe. Hazırlık aşaması boyunca yaptığım araştırmalar sırasında bambaşka hayatlarla ve ilham veren insanlarla tanışıyorum. Ufkum açılıyor. Bunlardan bazılarını zaman zaman burada da paylaşıyorum.

Basit Bir Yaşam isimli blog ile dört-beş ay önce tanıştım. Çok etkilendim. Sonra düşündüm, beni bu kadar etkileyen neydi, diye. Blogun sadeliği, yazının akıcılığı, yazarın hissedilen gerçekliği... Ama en çok, bahsettiği değerleri hayatında uyguluyor oluşu. Okudukça içimde bir şeyleri kıpırdatan, okudukça bana ilham ve paylaşma isteği veren de buydu.

Şöyle afili bir giriş yazıp aşırı tüketim ve teknolojiyle boğulmuş, giderek yalnızlaşan ve tektipleşen hayatlardan bahsetmeye gerek var mı? Bunun yerine sözü blog yazarı hindiba'ya bırakıyorum. Buyrunuz...

Yazılarından anladığım kadarıyla basit yaşam düşüncesini hayata geçirmeye yaklaşık altı yıl önce başlamışsın. Bunun öncesinde nasıl bir yaşam sürüyordun?
Eşimle yıllardır yaşadığım, çocukluğumun geçtiği çok nüfuslu bir Türk şehrinden orta halli bir Alman şehrine taşınmıştık. Hiç aralıksız, nefessiz çalıştığım işimden ayrılmış, yeni bir dil öğrenip yeniden okula gitmeye başlamıştım. Türkiye’deyken de öyle büyük kariyer hedefleriyle, hırsla çalışan, çılgınca tüketen, koşturarak yaşayan biri değildim belki. Fakat yaşamımda ya da çevremde gözlediğim diğer yaşamlarda bir anlam kaybının farkındaydım yine de. Çocukken her ilkbaharda tüm hücrelerimin enerjiyle dolduğunu, sanki yaşamın yeniden başladığını hisseder gibi olurdum. Zamanla bu duygu kayboldu. Çalışırken ofisin penceresinden akıp giden baharı fark edebiliyordum ama aynı duyguyla dolamıyordum. Bunu fark etmek üzüyordu beni. Çok çalışıyordum, akşamları ve hafta sonları fazla mesaiye kalıyordum, günüm bazen bitmek bilmeyen toplantılarla geçiyordu. Ama gün sonunda bir verimsizlik ve yaptıklarımda bir anlamsızlık duygusu yaşadığım oluyordu. Yurt dışına taşınıp hep içinde yasadığım şehrin, alışkanlıkların ve kültürün dışına çıkmak bir kırılım yarattı. Başka türlü de olabileceğini düşünmeye başladım. İnternette başka bir şey ararken tesadüfen “simple living” (sade ya da basit yaşam) kavramıyla karşılaştığımda, içimde bir yer uzun zamandır bunu çalışıyordu ve ne olduğunu biliyordu aslında.

Bu kararı alırken en büyük motivasyonun neydi ve ilk olarak hayatının hangi alanına el attın?
Sanırım detaylarda sadeliği seven ve kalabalıktan, fazlalıktan kaçınan bir yönüm hep vardı. Motivasyon değil de, ciddi bir ihtiyaç duyuyordum buna. Üzerinde sadece bir kâğıt, bir kalem ve bir vazo çiçek duran bir çalışma masası görmek içimi huzurla dolduruyor örneğin. Bazı insanlar ise tam tersine bu türlüsünü kişiliksiz ve sıkıcı bulabiliyor. 1980’lerin başında Basit Yaşam hakkında bir kitap yazan Duane Elgin bu felsefeyi tarif ederken “dışsal olarak basit, içsel olarak zengin” (outwardly simple and inwardly rich) diye bir ifade kullanır. Ben işe dışsal detaylardan başladım. Çünkü gezegenimizin bizim içsel olarak sadeleşme yolculuğumuzun bitmesini beklemek gibi bir lüksü olmadığını düşünüyordum. Kâğıt, plastik tüketimini azaltmak, evde fazla gördüğüm, gereksizce zaman ve yer kapladığını düşündüğüm şeylerden kurtulmak, temizlikte daha doğal alternatiflere yönelmek, beslenmemi yeniden gözden geçirmek gibi. Yaptığım her şeyde “Bunun daha sade, daha doğal, daha basit alternatifi nedir?” diye düşündüğüm bir dönem başladı.

Bugün kendinde ne gibi değişimler görüyorsun?
Her şeyden önce daha huzurluyum. Küçük, gündelik şeylerle kolayca mutlu olabiliyorum. Kendimle daha barışık olduğumu görüyorum. Bazı şeyleri tamamen alışkanlıktan, çevre etkisiyle, içinde yaşadığım toplumda kabul görmenin gereği diye dayatıldığından yapıyordum. Üzerinde düşünmeden, isteksizce, huzursuzca… Artık yapmıyorum. İçten içe bir merak duysam da, pratikte doğadan kopuktum. Oysa doğa hem inanılmaz bir öğretmen, hem de çok sağaltıcı etkisi var. Doğayı gözlerken (doğa derken bu bazen pencere kenarındaki saksısında büyüyen bir fesleğendi sadece) kendim, yaşam ve içinde yaşadığım dünya üzerine pek çok şey öğrendim. Kendi gücüme ve becerime eskisinden daha çok güveniyorum. Normalde hazır satın almak alışkanlığında olduğum birçok şeyi kendim yapmayı öğrendim. İnsanın kendi elleriyle ürettiği en küçük şeyde bile büyük bir mutluluk ve başarı duygusu var. Kendi pişirdiğim bir ekmeği ilk elime aldığım andaki mutluluk, pek çok kariyer zaferinden hiç de aşağı değildi, birçoğundan fazlası bile vardı. Blog yazma fikri nasıl gelişti, önceden de hep yazar mıydın? Çocukluğumdan beri yazarım. Basit yaşam üzerinde araştırırken okuduklarımı ve düşündüklerimi de küçük defterlere yazıyordum. Sonra bir blogda yazmanın benim açımdan daha derli toplu ve motive edici olacağını fark ettim. Blog benim sanal not defterim olacaktı. Bu konuda Türkçe kaynak bulmakta güçlük çekiyordum. Bazı şeyleri uzun uzun araştırıp iyi derlemeler yapmıştım. Dolayısıyla “Başkalarının da işine yarayabilir bu bilgiler,” gibi bir düşünce de vardı arka planda. 

İçinde geçen “basit” sözcüğüne rağmen basit bir yaşam bazılarının gözünde birçok kolaylıktan vazgeçilen, her şeyin eski yöntemlerle yapıldığı, gerçekleştirmesi zor bir düş. Öyle mi gerçekten?
Blogda “basit” sözcüğünü “sade, yalın, duru, az, öz, mütevazi, uyumlu, dengeli, doğal” anlamlarında; “ karışık, karmaşık, fazla, aşırı, yapay” gibi sözcüklerin de zıttı olarak kullanıyorum. “Basit”i "kolay" anlamında ve “zor”un zıttı olarak nadiren kullandığımı söyleyebilirim. Basit yaşamak kolay değil tabii ki. Özellikle başlarda... Ama zorluğu, kırılması gereken alışkanlıklardan ve genel kabul görmüş uygulamalara karşı durmasından kaynaklanıyor. Yoksa herkes böyle yaşıyor olsaydı, öyle bir toplumun içine doğmuş olsaydık, zor olarak algılamazdık kanımca. Bu engelleri, en azından zihinsel anlamda aşmayı başarınca zorluk hissi ortadan kalkıyor. Basit yaşamanın temel şartı “gönüllülük”tür. Vazgeçişler belli bir farkındalıkla, gönüllü yapılıyorsa zor gelmez; gelmiyor da nitekim. Yaşam tarzınızda yaptığınız değişiklikler hayatınızı paylaştığınız kişileri, yakınlarınızı ve dostlarınızı da etkilemiş olmalı.

Ne tür tepkiler alıyorsun? 
Yaşadığımız yerde “garip gelse bile sana zararı yoksa karışma” anlayışı hâkim. Dolayısıyla oğlumu uzun zaman anne sütüyle beslemem, kucağımda çok taşımam, cep telefonu, kredi kartı kullanmamam, çoğu yere yürüyerek gitmem, giyim kuşamım belki garip geliyordur ama karışan yok. Türkiye’deki çevremden uzakta yasadığım için her şeyi yeniden şekillendirirken onlardan da bir tepki almadım. Aynı çatı altında yaşayanların ne düşündüğü önemli elbette. Ben bu açıdan şanslıydım. Yıllar önce ünlü bir Türk komiğiyle yapılmış bir röportaj okumuştum, “Benim için komik diyenler bir de babamı görseydi. Asıl komik babamdır,” diyordu. Bazen eşime ve onun tercihlerine bakınca ben de “Asıl sade kocamdır,” diyorum. Türkiye’ye gittiğimiz kısıtlı sürelerde çevremdeki insanlara uyuyorum. Nereye davet ederlerse gidiyorum, önüme ne koyarlarsa yiyorum. Fakat sürekli bir arada aynı şehirde yaşıyor olsaydık, durum farklı olurdu. Çevremdekilerin tercihlerine karışmazdım ama tercihlerime karışılmasına da izin vermezdim. Basit yaşamanın propagandasını sadece blogda yapıyorum. Gelen yorumlardan anladığım kadarıyla oldukça ilham verici ve motive edici olabiliyorum. Bunu duymak her seferinde çok mutluluk verici.

Yazılarına bakıyorum da ağaçları, çiçekleri isimleriyle tek tek tanıyor gibisin. Bu bilgi hep var mıydı? 
Merakım hep vardı ama bilgim yoktu. Çocukken bitkilerin adını çevremdekilere sorup durduğumu anımsıyorum. Tabii bunda özel bir şey yok. Her çocuk merak eder. Büyüklerimizin doğayla ilgili bilgisizliğini gördükçe bunu kabullenip normal saymaya başlıyoruz sadece. Doğal yöntemlere ilgimin başladığı dönemde içimdeki uykuya yatmış merak da yeniden uyanmaya başladı. Yeni çevremde çocukluğumdan tanıdığım bitkiler görüyordum ama adlarını bilmiyordum. Birine çok sevdiğimiz birini “Bak, bu benim çok eski ve değerli dostumdur,” diye tanıştırmak ama adı sorulduğunda söyleyememek gibi tuhaf, rahatsız edici bir durumdu. Böylece araştırıp okumaya başladım bitkiler hakkında. Bu konuda okullu değilim, alaylı ve amatörüm. Mümkünse her zamanda öyle kalmak, o ruh halini korumak istiyorum. Blog boyunca Sincap’la deneyimlerinize de rastlıyoruz sık sık.

Basit yaşam tarzının annelik üzerine görüşlerinde, oğlunla ilişkinde etkisi oldu mu?
Oldu elbette. Oğlum doğmadan önce bir alışkanlık edinmiştim. Doğal ve geleneksel yöntemlerle ilgileniyordum ve basit yaşamakla ilgili bir sorunla karşılaştığımda ya da bir yol ayrımında durduğumda kendi kendime “Anneannem olsa ne yapardı?” diye soruyordum hep. Anneannemin nesli annemin neslinden daha sade, daha doğaya yakın yaşamış bir nesildi. Özellikle onun çözümleriyle ilgilenme sebebim buydu. Oğluma hamileyken de sıkça sordum bu soruyu kendime. Gelecek yanıtlar belliydi zaten. Tabii ki tıbbi bir sorun olmadıkça normal doğuracaktım, çocuğumu olabildiğince uzun süre anne sütüyle besleyecektim. Öyle çok fazla ölçüp biçerek, saatle, planla programla çocuk büyütmeyecektim. Çocuğumu mümkün olduğunca doğal besleyecektim. Zamanını kırda bahçede geçirmesi için uğraşacaktım. Oyuncağa boğmayacaktım ama gündelik şeyleri kendine oyuncak edip keşfetmesine fırsat tanıyacaktım, vb. Sekiz aylık hamileyken hala inatla cinsiyetini öğrenmemiş olmam annemi şaşırtıyordu. Oğlumu doğumdan sonraki ilk aylarda sadece biraz sızma zeytinyağı katılmış suda yıkamam ya da iki yaşında hala emziriyor olmam da… Fakat tersi yönde bir etki de var. Çocuk sahibi olmam da basit yaşamı savunma şeklimi etkiledi. Genetiği değiştirilmiş gıdalar, kirli altın madenciliği uygulamaları, atom enerjisi, büyüme takıntılı ekonomiler, tüketimi kültürü vb. konularda sesim bazen biraz sert çıkıyorsa, dilim sivrileşiyorsa sebebi oğlum ve onun yaşayacağı dünyayla ilgili endişelerimdir.

Bazı kavramların popülerleştikçe anlamını yitirdiğini, bir nevi moda halini aldığını ve içinin boşaldığını düşünenler de var. Bu konuda ne düşünüyorsun? 
Evet, ben de öyle düşünüyorum ve basit yaşamak konusunda da böyle olması olasılığı beni endişelendiren şeylerden biri. Benim adını pseudo-simple (yalancı basit) koyduğum durumlar var. Bir farkındalık yaratması açısından blogda onlardan da bahsediyorum.

Daha basit bir yaşam özlemi duyanlara ilham olabilecek birkaç küçük öneri verir misin? 
Blogda kendi yaşamımdan pek çok somut şey anlatıyorum. Fakat sorulduğunda “Basit yaşamak için yapılabilecekler”i sıralamaktan kaçınıyorum. Çünkü böyle bir liste yok. Herkesin yaşamı farklı. Dolayısıyla “basit yaşam”ı da farklı olacaktır. Birinin yaşamına sadelik getiren şey, bir başkasının kurtulmak istediği bir fazlalık olabilir. Pencere kenarında maydanoz yetiştirmek üzerine anlatacaklarım köyde yaşayan ve bahçesi maydanoz dolu biri için gereksiz bir detaydır. Fakat sorularım var benim. Herkesin işine yarayacağını sanıyorum. Attığım her adımda, özellikle bir şey edinirken “Buna gerçekten ihtiyacım var mı?” diye soruyorum. Yanıt evetse, “Neden ihtiyacım var?” Bunlar ezber bozan, farkındalık yaratan sorular. İnsanı kendini tanımaya ve yaşamı üzerine düşünmeye itiyor bir yandan. Sonra “Bunu ben kendim de yapabilir miyim?” Şaşırtıcı sayıda çok şeyi aslında satın almayıp kendimiz yapabiliriz. Bir de yukarıda bahsettiğim gibi “Anneannem olsa ne yapardı?”

Çok sevdiğim ve blogda sıkça söz ettiğim bir kitap var. Thoreau’un 1800’lerin ikinci yarısında yazdığı, Walden adlı kitabı… Oradan küçük bir alıntı belki de bütün bu anlatmaya çalıştıklarımı özetliyor: “Sadelik, sadelik, sadelik! İşleriniz yüzlerce, binlerce olacağına iki ya da üç tane olsun, derim; bir milyon yerine yarım düzine sayın, hesaplarınızı parmaklarınızın ucunda tutun! Uygar yaşamın bu girdaplı denizinde, kişinin üstesinden gelmek zorunda olduğu bulutlar, kasırgalar, kum bataklıkları ve bunun gibi bin bir çeşit şey vardır. Su alıp batmadan, dibe çökmeden ve rotasından sapmadan yaşayabilmek için insanın çok iyi bir muhasebeci olması gerekir. Sadeleştirin, sadeleştirin!”
Fotoğraf: Carlos Porto FreeDigitalPhotos.net

5 yorum:

  1. okumaktan asla vazgecmeyecegim bloglardan biri... Bunca zaman okuduktan son ra burada boylesine detaylari ogrenmek cok guzel oldu. tesekkurler.

    YanıtlaSil
  2. sevindim öyle olmasına, ben de paylaşmaktan büyük keyif aldım:)

    YanıtlaSil
  3. It's always a pleasure reading your blog!

    YanıtlaSil
  4. Yeni bir öğreti gibi yazdıkları, uzun süredir takip edip, bıkmadan yeni fikirler edindiğim güzel bir blog :))

    YanıtlaSil